22.02.2007
Yenilmeden Yenilmek
AZ Alkmaar 2-2 Fenerbahçe
Takımımız UEFA Kupası'nda son 16 takım arasına kalma şansını üzücü bir şekilde kaybetti. AZ takımıyla oynanan her iki karşılaşma da dramatik anlara sahne oldu. Geri dönüşler, tribünden tepkiler, umutlar tükenmek üzereyken atılan goller, AZ'nin paslaşma meziyetleri ve Fenerbahçemiz'in güzel gol vuruşları akıllarda kaldı. Ancak neticede bu sezonki UEFA Kupası maceramıza yenilgi yaşamadan veda etmenin üzüntüsü var içimizde.

İlk maçta 3-1'den sonra yakalanan 3-3'lük skorun verdiği özgüven ile gittiğimiz Hollanda'da maça mükemmel başladık. İlk yarım saatte Kezman'ın asistleriyle Tümer ve Alex'in bulduğu akıl dolu gollerin devamını getiremedik. Gol vuruşlarındaki savurganlığımız deplasmanda 3 gol bulmuş olan AZ'nin umutlarını canlı tuttu. Zira ikinci yarının başında yediğimiz baskıyı göğüsleyip kalemizde gol görmemiş olmamıza rağmen son yarım saate girilirken rahatlayamamıştık.

Kežman çok çalıştı, 2 asist yaptı.
KENDİ YORUMUNU EKLE!

Lugano Şota'ya adım attırmadı.


Alex'in golü tur için yeterli olmadı.
İbreyi AZ lehine çeviren gol 64. dakikada Martens'ten geldi. Son yarım saat rüzgarı arkasına alan AZ karşısında daha çetin geçecekti. Yediğimiz golden hemen sonra Kezman'ın üçüncü asistine çok yaklaştığı pozisyonda, Tuncay topu penaltı noktasından Fenerbahçe tribünlerine göndermek yerine daha dengeli bir vuruşla golü bulabilseydi şüphesiz AZ'nin direnci kırılacaktı. Ama kısmet değilmiş.

Futbolun Adaleti

Maçın son dakikalarına gelinirken korkulan oldu ve AZ Alkmaar bir duran toptan 2-2 eşitliği sağladı. Neticede iki maçta da birbirini yenemeyen iki takımın mücadelesinden AZ galip çıkmış oldu. Belki de böyle olması gerekiyordu. Kaybeden tarafın kendi taraftarı önünde yuhalanmış olması manidardır. Kendi sahasında 2-0 yenik duruma düşen AZ takımı taraftarından da bu "büyük taraftar" tavrını bekledim ama görünen o ki AZ taraftarı küçük takımın küçük taraftarıymış. En büyük kozları Arveladze'nin Lugano'nun karşısında sahadan silinmesi tribündeki kimsenin negatif enerji yayması için bir sebep olamadı. Defanslarında verdikleri boşluklar, iki maçta yedikleri 5 gol AZ taraftarı oldukları gerçeğini değiştirmedi oradaki kırmızı giymiş topluluğun.

Ama İstanbul'daki sarı tribünler büyük takım taraftarlığını göstermiş, tercümesi "Futbolcular gelir geçer, biz baki kalırız. Hiçbir futbolcunun kaprisini çekemeyiz." olan tavırlarıyla masaya yumruğunu vurmuştu. AZ deplasmanında takımımızın aldığı yenilgiye yorumları ise ne hikmetse sadece mahçup olmaları gerektiğinde gündeme getirme zahmeti gösterdikleri İslam Çupi'nin meşhur sözü "Fenerbahçe büyüklüğü kupa büyüklüğü değildir." olacaktır.

Ben bu gece kaçan tura "futbolun adaleti" diyorum. İsteyen "atamayana atarlar" olarak yorumlar, ister "taraftarlık yapmayana atarlar" olarak. Neticede hem AZ hem Fenerbahçemiz sahada elinden geleni yaparken kaybeden tarafın tek farkı arkasındaki kitlenin tek vücut olamamasıdır. 100. yıl telaşesini; 100 yıllık çınarın mazisine doyacağımız bir süreç haline getirmek yerine, tamamen saha başarıları ve ego tatmini dönemi olarak algılayanların ziyanda olacaklarına işarettir bu kaybımız. Fenerbahçe taraftarının aç gözlü tavrının önüne bir set çekilmezse önüne geleni devirip şampiyon olamayan, yenilmeden elenen takımlar görmeye devam edebiliriz. Çünkü bana göre futbolun adaleti budur.

Yarın uykudan uyandığımızda bizleri çok daha çetin bir mücadele bekliyor olacak. Başında "seçilmiş kişilerin" bulunduğu bir Türkiye Ligi'ni kazanmak en az UEFA'da başarılı olmak kadar zordur. Bu mücadeleye hazırlıklı olmalıyız. Fenerbahçe'yi renklerinden sporcusuna, teknik ve idari kadrolarından formasına, bir bütün olarak kabul etmek zorundayız. Çünkü futbolun adaleti var.

Copyright © 2006 www.fenerbahceliyiz.biz Tüm hakları saklıdır. ™